İçinden Yağmur Yağan Şarkılar

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı, yağmuru bahane edip Facebook’tan bir oyun başlatmıştım. 48 saat boyunca, pek çok arkadaşım oyuna dahil oldu ve sözlerinde “yağmur” geçen, sevdikleri şarkı isimlerini paylaştılar. Bu sayede yeni pek çok şarkı ile de tanışmış oldum, ya da bazen “aa bu da mı yağmur şarkısıymış??” deyip şaşırdım.

Şimdi, yağmur oyunu bitti. Katılan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Küçük bir teşekkür hediyesi olarak, önerilen 72 şarkıdan oluşan bir youtube playlisti oluşturdum. Adına da “içinden yağmur yağan şarkılar” dedim. Listeyi şurada bulabilirsiniz. Umarım şarkılarınızı beğenirsiniz. 

Başka bir gün, başka bir temada buluşmak üzere…

Teşekkürler:

Ayşegül Şen, Özgür Doğan, Miray Ceyhan Bilgiçer, Özden Bilgiçer, Ozan Önen, Gökhan Cerit, Volkan Ulusoy, Hülya Çilek, Nisa Kaykı, Pınar Demirci, Elçin Demir, Özgür Kaya, Bürke Aksulu, Engin Aşçı, Sezin Yöndem, Deniz Keller, Sinem Öztopçular, Ayşen Duygun, Pınar Yazıcı, Gözde Tanyel Dindar, Yıldız Kalıpsız, Yusuf Dindar, Sinem Karcı Batak, Tuncay Yavuz, Ebru Çevirim Doğandemir, Evrim Azlağ, Selcen Anlaş, Banu Öcal Dalgıç, Lale Esen, Aziz Türk, Naime Yavuz, Gürcan Engel, Orçun Yıldırım, Arzu Altıkaya Pınar, Nursel Tabakoğlu Zati, Fulya Bilici Güvenç, Senem Göksay, Irmak Yavuz, Meltem Dursun, Burcu Mihci Pekmezci, Selami Gemalmaz, Isil Baglan Emirbayer, Ugur Gökhan Aydın, Mine Türküz.

İyi Pazarlar

Ben artık nasıl hissedeceğimi bilemiyorum…

Daha hayatının baharında bir genç öldürülüyor, hem de burnumuzun dibinde… Kahroluyoruz.

Aynı gencin, olaylardan önce facebook sayfasından, kendinden olmayanı öldürmeye davet eden paylaşımlarını görüyorum.

Herhangi bir şekilde, böyle bir zihniyet ile zıt görüşte olsam, iki seçeneğim olacak yani, öyle mi: ölmek ve öldürmek… Geldiğimiz nokta kısaca bu değil mi?

Öyle sağlıksız bir haldeyiz ki, insanlığı savunmak, “…ama” ile başlayan cümlelerin, “…senin de başına gelseydi…”li cümlelerin gölgesinde kalmaya başladı.

Nefret, kin, öfke her hareketimizin, her kararımızın merkezine oturdu.

Artık Sait Faik’in “bir insanı sevmekle başlayacak her şey” noktasından, bence, çok uzaktayız…

İyi Pazarlar…

Yarım Bıraktığım Kitaplara İthafen

Kabul ediyorum, yürütemedik.
Bugüne kadar hep suçu kendimde aradım, hatta suçu hep kendimde bildim, kendimde buldum.
Ama artık, bu durumdan rahatsızım.
Bunun tek taraflı bir sorumluluğa dönüşmesi ve omuzlarıma vicdani bir yük olarak çökmesine izin vermiyorum.
Bazı ilişkiler, arkadaşlıklar yürümez, biter, ya da kalır o son ulaştıkları seviyede, yakınlıkta.
Nasıl ki o ilişkilerde bile sorumluluk her iki tarafa aitse, benim sizlerle ilişkimde de durum böyle, sevgili yarım bıraktığım kitaplar…
Denedik, olmadı. Ben zorladım, “bi bölüm daha, üç gün daha, yirmi sayfa daha” okuyayım diye denedim hiç olmazsa.
Siz ne yaptınız?
Bir adım yaklaştınız mı, esnediniz mi, “atla bu bölümü, gerisi daha akıcı” falan dediniz mi?
Yok arkadaş, “ben okuyamadım”, ama “siz de okutamadınız.”
İşte bu sebeple, kitapçılarda beni heyecanlandıran bir kitap görüp elimi uzatınca, sinsice aklıma giren “evde yarım kalan 380 tane kitap var, önce onları bitir” düşüncesi ile vedalaşıyorum an itibari ile.
Yarın öbür gün bu düşünce bir kitapçıda aklıma gelecek, biliyorum, o zaman, kitapçının kapısına kadar eşlik edip, tekmeyi basıp, almak üzere olduğum kitabı gönül rahatlığı ile sepetime atacağım.
Oh be, özgürce kitap alabilmek, ne güzelmiş 😉